İŞ'TE HEKİM

İŞ’TE HEKİM

İnsan olarak dünyaya gelen her canlının “doğumdan gelen” en temel haklarından biri yaşama hakkıdır. 1950 yılında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde 2. Madde olarak tanımlanan yaşama hakkı, her insanın yaşam hakkının anayasa ile korunacağının taahhütünü vermiştir.Bugün "sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışmak" da yaşama hakkı içinde yer almaktadır.

Yapılan iş ile sağlık arasındaki ilişkiler (endüstri sağlığı-işçi sağlığı-iş hijyeni) üzerinde, ilk defa Yunan ve Roma uygarlıklarında durulmaya başlanmıştır. Fakat, bu konuda etraflı incelemeler, Paracelsus (1493-1541, işçilerin sağlık konularını ele alan ilk hekimlerdendir), Gregorius Agricola-George Bauer (Saksonyalı hekim) ve Bernardino Ramazzini ile başlamaktadır.Büyük İtalyan klinikçisi Bernardino Ramazzini (1633-1714), endüstri sağlığının babası olarak kabul edilmektedir.

“İş sağlığı ve güvenliği” kavramı sanayileşmeyle birlikte önemli bir sorun olarak kendini göstermeye başlamıştır. Sanayi devrimi sonucunda dünyanın en büyük sanayi devletlerinden biri haline gelen şüphesiz ki İngiltere olmuştur.Bu durum sanayileşmenin beraberinde getirdiği sanayi alanlarına yoğun göç, ağır çalışma koşulları, uzun çalışma süreleri, sağlıksız koşullarda barınma, çocuk işçiler ve olumsuz çevre koşulları gibi sorunlarında en üst düzeyde yaşanmasına sebep olmuştur. Sanayileşmenin bedeli olarak yüzleşilen bu sorunlar karşısında İngiltere “iş sağlığı ve güvenliği” alanındaki gelişmelere öncülük eden ve en ciddi adımları atan devletlerden biri olmuştur.

 Türkiye’de ise çalışanları koruma hareketleri, 1865 yılında yayınlanan “Dilaver Paşa Nizamnamesi” ve onu izleyen “Maadin Nizamnamesi” (1869) ile başlamıştır. Endüstri sağlığı konusunun bütün yönleriyle ele alınması ise Cumhuriyet döneminde gerçekleşmiştir.23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurulduğu tarihten itibaren ise, iş sağlığı ve güvenliği olgusu da gündeme getirilmiş ve çeşitli yasal düzenlemeler yapılmaya başlanmıştır. İşyeri hekimliği yapılabilmesini sağlayan yasal düzenlemeler 1930 yılında çıkarılan 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha kanununun 180. maddesi , daha sonra 506 sayılı SSK yasasının 114. maddesi ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü’nün 91. maddesinde ifade edilmektedir. Bu düzenlemeler 50 ve üstü çalışanı olan bir işyerinin hekim bulundurma zorunluluğundan söz etmektedir.Ancak işyeri hekimliğinin, pratikte ne ifade ettiği ise 4 Temmuz 1980 yılında çıkarılan “İşyeri Hekimlerinin Çalışma Şartları ile Görev ve Yetkileri” hakkındaki yönetmelikle açıklığa kavuşmuştur.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile UluslararasıÇalışma Örgütü (ILO) İş Sağlığı ve Güvenliğini; tüm mesleklerde çalışanların bedensel, ruhsal, sosyal iyilik durumlarını en üst düzeye ulaştırmak ve bu düzeyde sürdürmek, çalışanların çalışma koşulları yüzünden sağlıklarınn zarara uğramasını önlemek, çalışanları çalıştırmaları sırasında sağlığa aykırı etmenlerden oluşan tehlikelerden korumak, çalışanları fizyolojik ve psikolojik durumlarına en uygun mesleksel ortamlara yerleştirmek ve bu durumları sürdürmek, yani özet olarak “işin insana ve her insanın kendi işine uyumunu sağlamak” olarak tanımlamıştır.

Bu kapsam doğrultusunda görevlendirilen işyeri hekimleri kavram olarak, işçi sağlığı alanında gerekli eğitimi almış ve o alanda çalışmalarını sürdüren hekim manasına gelmektedir.Tam anlamıyla, işyerinde, çalışanların işe bağlı sağlık sorunlarından korunmaları, meslek hastalıklarının, kazalara bağlı yaralanmaların ve maluliyetlerin önlenmesi, işyerinde çalışma koşullarının iyileştirilmesi, çalışanların sağlığının  ve sağlık kültürünün geliştirilmesi amacıyla  tam bir mesleki bağımsızlık içinde bilgi ve becerilerini kullanması gereken, mesleki faaliyetlerini bu doğrultuda devam ettiren hekim grubudur.

  İşyeri hekiminin temel görevi işyerinde işçi sağlığının korunmasına yönelik koruyucu sağlık hizmetlerini sunmaktır. Bu çerçevede işyeri hekimi; işyeri sağlık risklerini belirlemek ve önlem almak, işe girecek işçilerin çalışacakları işe uygun olup olmadıklarını belirlemek, halen çalışan işçilerin periyodik muayenelerini yaparak sonuçlarını rapor halinde işverene bildirmek, işyerlerinde acil tedavi ve ilkyardım hizmetlerini organize etmek, bağışıklama ve sağlık eğitimi yapmak ve sağlık kayıtlarını tutmak ile yükümlüdür. Ayrıca iş yeri hekimleri, çalışanların iş yoğunluğuna bağlı olarak sağlıkhizmetlerine ulaşmada yaşanılan zorlukları minimum seviyeye indirgeyecek yegane kişilerdir.

  Bir işyeri hekiminin çalıştığı işyerlerinde kaliteli ve sağlıklı hizmet verebilmesi için ayrıca epidemiyolojik çalışmalar da yapması gereklidir.Hekim çalıştığı ortamı iyi tanıyıp iyi analiz edebilirse başarıya ulaşacaktır.Bu amaçla yapılan epidemiyolojik çalışmalarla amaçlanan, risk altında bulunan kişileri saptamak, hastaları ve hastalık etkenini belirlemek, mevcut risk etkenlerinin yol açtığı sağlık sorunlarını saptamak, iş yerinde olası riskleri ve yol açabilecekleri sorunları öngörmek ve alınan koruyucu önlemlerin etkinliğini ve iş yeri sağlık biriminin işlevini değerlendirmektir. Epidemiyolojik çalışmalar bizi yönlendirecek ve eksik olduğumuz yada dikkat etmemiz gereken hususları bize gösterecektir.Bu işlevin, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kurulunda yer alan kişilerle iş birliği yaparak yerine getirebileceği söylenebilir. Uygun bir şekilde tutulmuş ve saklanmış kaliteli kayıtlardan birçok bilgi elde edilebilir ve hizmetin yönlendirilmesinde kullanılabilir.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG), işletmelerde iş kazaları ve meslek hastalıklarını önlemeyi amaçlayan ilkeler ve uygulamalar bütünüdür. Artık İSİG yaklaşımı hem sağlığın korunması hem de iyileştirilmesi etkinliklerini içeren bir kapsamda ele alınmaktadır. Bu bağlamda İSİG sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamı ve çevrede çalışanların çalışma kapasitelerinin korunmasını, hastalık ve kaza nedeniyle oluşabilecek erken maluliyeti önlemeyi, hastalık ve kaza nedeniyle oluşabilecek işten uzaklaşmaları önlemeyi amaçlamaktadır.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerinebaktığımızda, dünyada her yıl ortalama 270 milyon iş kazası meydana gelmekte, 160 milyon kişi meslek hastalığına tutulmakta ve yılda tam 1,2 milyon işçi ölmektedir.ILO’ya göre, kayıtlara girmeyenlerle birlikte dünyada her yıl 2.000.000 çalışan işle bağlantılı kazalar vemeslek hastalıkları sonucu hayatını kaybetmekte vebu sayının artma eğiliminde olduğu tahminedilmektedir. Kısaca her yıl dünya nüfusunun yaklaşık 1/3000’i işkazalarında ölmekte, yaklaşık 1/12’si iş kazası ya da meslek hastalığına tutulmaktadır. Ülkemizde ise her gün ortalama;

  • 220 iş kazası olmakta (6,5 dakikada bir),
  • 4 kişi, iş kazası sonucu hayatını kaybetmekte (6 saatte bir işçi),
  • 8 kişi, iş kazası sonucu iş göremez hale gelmektedir (3saatte 1 işçi).

Bu verilerden de anlaşılan şudur ki;her ne kadar ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı modern hükümlerle donatılmış olsada ivedilikle uygulamada daha fazla mesafenin kat edilmesi gerekmektedir.Son yıllarda yaşanan büyük maden kazaları da bize iş yeri sağlığı ve güvenliği konusunun önemini ve eksikliklerimizi acı bir şekide göstermiştir.

Dr.Mesut KALYONCU

Özkul Osgb İşyeri Hekimi